Sayfalar

15 Haziran 2011 Çarşamba

"and as you move on, remember me, remember us and all we used to be"

"özledim...seni, sohbetlerimizi, gülmelerimizi..."

Benim de ne kadar özlediğimi tahmin edemezsin. Gecenin bu vakti yattığım yataktan beni fırlatan bu özlem işte. Her saniyem eziyet, her saniyem sıkıntı, her saniyem üzüntü doluyken bu özlem bastı beni karabasan gibi. Evet, karabasan! Ulaşamayacağım, ulaşmak istemediğim şeyleri arzulamak tam bir karabasan.

"çünkü gerçekten o samimiyetini özledim... seni özledim..."

İstersen özlemek olayını bana sor, sana anlatayım. Bana hissettirdiğin "özlem" o kadar acı vericiydi ki, kolum 50 tonluk pres altına sıkıştığında hissedeceğim şeye o adı verebilirim, belki. Ne ebeveynlerimi, ne de en son fi tarihinde gördüğüm insanları özleyebiliyorum. Sana samimi bir itiraf; şu an yaşamayı, rahat nefes almayı o kadar özlüyorum ki.



"olurda görüşmek istersen,olurda canın sıkkın olursa, hayatının çok dışında birine bişiler anlatmak istersen çok uzak değilim sana..."

Senden duyduğum en güzel şeyi söylediğinin farkında değilsin muhtemelen. Uçmayı başarabilirdim o an. Anlatmak ve karşılığında sessizce dinlemek. Hem seni çok iyi tanıyan ama aynı zamanda tanımayan birine.

"beynimin içinde büyüyen kitleler yavaş yavaş koparıyo sanki beni hayattan..."

Bunu söylediğin an ben de koptum sanki hayattan. Anlam veremedim neden böyle oldu. Ama koptu. Boğazım hayatımda ikinci kez düğümlendi, nefes alamadım. Aynı sana olduğu gibi bana da oldu: "her tarafını korkuyla kaplı bi hüzün kaplıyo..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder