Sayfalar

20 Ağustos 2011 Cumartesi

rüya

Yerlerde sürünüyorum. Gezinmeye çalışıyorum kollarımı kullanarak evimin odalarında. Yerden kalkmaya çalışıyorum, yere düşüyorum. Bacaklarım tutmuyor. İnsanlarla göz göze geliyorum. Herkes biliyor belden aşağı kısmının felç olduğunu, ben bilmiyorum. Herkes inanıyor, ben inanmıyorum. Herkes farkında yürüyemediğimin, bir ben farkında değilim. Sürünüyorum kollarımı kullanarak, bir koltuğun yanına geliyorum. Zorlanarak çıkıp oturuyorum. Doğrusu oturduğumu zannediyorum bacaklarımın halini fark edene dek. Yanımda ise biri oturuyor. Yüzünü unuttuğum biri. Ağzını açıyor "Ben seni terketmedim, ben hiç gitmedim, ben hep buradaydım!" diyor. Dedikleri önemli değil! Burnu, ağzı, saçları, dişleri, gülüşü ve en önemlisi gözleri etkiliyor beni. Hatırlayamadığım o surat karşımda, canlı duruyor. gözlerim doluyor, nefesim kesiliyor.

Soluk soluğa uyanıyorum uykumdan, fırlıyorum yataktan. Gözlerim dolu dolu... Ağlamaklı bir istek var içimde olmuyor. Daralıyorum, göğsüm ve kalbim alev almış yanıyor! Seller boşalmak istiyor gözlerimden, önlerindeki setleri yıkamıyorlar. Camdan dışarı bakıyorum... Banyoda aynaya, salonda televizyona... Gep ağlatacak bir şeyler var. Bir rüyanın böyle etkileyebileceğini ilk kez fark ediyorum.

Rüyanın bitmesi ile o anlık rüya içerisinde daha çok mutlu olduğumu anlıyorum. Yaşam ümitlerimin son kırıntılarını da terkediyorum ümitsizlik rüzgarına. Sıkıntıyı, genel ruh hali olarak belirlemiş ben, tanımlayamadığım tarifsiz sıkıntılarla daha da çok kavruluyorum. Dizlerim uyuşuyor, kimseler yok! Ağlayamıyorum, sen yok!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder