Sayfalar

4 Kasım 2011 Cuma

insanın büyüdüğünü anladığı an

Hiç başlıktaki kelimeleri kendiniz için düşündünüz mü?

Ben düşündüm. Farkettim ki, başlıktaki kelimeler bir soru olsa, verecek bir sürü cevabım var. Soru ısrarla altını çiziyor ancak, büyüdüğünü anladığın an diyor. Demek ki gerçekten büyüyene kadar bir şekilde büyüyememişim. Netleşen bir cevaba sahip olmamam, tavşan kaplumbağa paradoksu yerleştirmiş hayatımın içine. Şu an büyük müyüm? Bilmemekle beraber sadece yaşlandığımı hissediyorum.

Sahip olduğumuz boyama kitabının sayfalarındaki şekilleri, sınırlarından taşırmadan pastel boyalarla doldurma çabamız sırasında dikkate aldığımız iki şey var. Bunlardan ilki sınırlar, ikincisi zaman. Zamanın yetersizliğinden dem vurduğunuz olmuştur. İçini daimi bir şekilde dolduramadığınız ve bolluğunu hissettiğiniz zamanınız da olmuştur. Hayatınızda, diğerlerine görece hızlı bir süreç geçtiğinde zamanın çok hızlı geçtiğinden ve yaşlandığınızdan ve yaşlanıyor olduğunuzdan korkmuşluğunuzun olduğu zamanlar da olmuştur.

Bundan tam olarak bir ay önce, çok sevdiğim iki insanla sıkıntılı bir süreç geçirdim. Normal olarak bir insanın, onları affetmesi ve her şeyin geçen zaman içinde iyileşmesi beklenirdi. Ancak böyle olmadı. Yirmi üç senelik hayatımda, hiç bir insana karşı dört hafta sürecek kadar sinir hissiyatı beslemedim. Bu hissiyatı besleyecek duyguyu yaratan durum ise şuydu: Umursamazlığımı, vurdumduymazlığımı ve bu iki kişilik özelliğimden kaynaklanan neşemi gözlemleyen sözü geçen iki insanın bana hala ufaklık muamelesi yapması. Beni çok üzün süredir tanıyan bu insanlar, demek beni tanımamış. Neye sinirlendiğimi ve onlara neden o kadar neşeli göründüğümün gizemini çözememişler ki hayatımda dönen her tilki ile bire bir tanıştıklarını iddia ederlerken. Bana büyüklerinden duydukları sözlerle geldiler. Büyükler her zaman haklı olacak diye bir yasa yok ki?

Ben de bunun üzerine, başlıktan kendim için türettiğim soruyu ebedi olarak cevaplandırmak için bir düşün eylemine girdim. Emekliliğin yarı ölüm olduğunu ve emekliliğe kadar geçen sürenin insan ömrüne denk olduğunu varsaydım. Emeklilik yaşını altmış yıl olarak kabul ettim. Şu an yaklaşık yirmi üç küsür olan yaşımı hesap kolaylığı açısından yirmiye yuvarladım. Basit bir bölme işlemi ile ömrümün üçte birini tükettiğimi gördüm. Yüzdeye vurunca otuz üç virgül üç devreder üç değerini elde ettim. Bu niceliğin bana bir sonuç verebilmesi için insan ömrünün değerine ihtiyacım vardı. Uygulamasını gördüğüm nice örneğin yerine genel kanıya kanıp paha biçilemez olarak değerlendirdim, bu da matematikte sonsuz kavramına tekabül ediyordu. Demek oluyor ki, yaklaşık yüzde otuzluk değer gerçek olarak çok değerli oluyordu, sonsuzdu, yani paha biçilemezdi. Ve bu süreç, bir mola kadar kısa geçmişti. O zaman ben şu an çok büyük bir insanım. Üç sene önce de en az bugünkü kadar büyüktüm, on sene önce de. En nihayetinde, ebedi cevabımı verdim: Büyüdüğümü anladığım an, irademin dizginlerini elime anladığım an idi. Çünkü dizginleri avuçlarımda hissetikten tek bir an sonra, ben kocaman bir adamdım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder