Sayfalar

21 Şubat 2012 Salı

honey bee

İyi geceler sevgili okuyucu,

Bu gece size kadınlar ile ilgili bir şeyler söylemek niyetindeyim. Kendi kadınlarımdan biriyle geçirdiğim hoş zamanları ve izlenimlerimi paylaşmayı düşünüyorum. Genellemelerden kaçınmaya çalışacağım. Aslında genellemeler genel olarak başarılıdır. Anketler ve kitleler üzerinde yapılan gözlemlerin sonuçlarına genellemeler yardımı ile ulaşılır. Seçim anketleri, hangi taraftarın en çok takımı var, bu cipsi nasıl buldunuz gibi anketler güzel örneklerdir. Ancak kadın-erkek ilişkisi gibi çözülmesi imkansız bir mevzu üzerinde genelleme yapılmaz, en azından ben kendimi o kadar yetkin görmüyorum. Yaşayan milyonlarca kadın ve milyonlarca erkek, bunlardan doğabilecek muhtemel trilyonlarca farklı ilişki kombinasyonu varken yapılacak genelleme on altı yaşında yirmi farklı erkekle yatmış olan Amerikalı ergen bir kızın yapacağıdır: Erkekler, hepiniz aynısınız!

Bu sonuca cevap vermek istiyorum. Bu sayede sadece on altı yaşındaki Amerikalı ergen kıza değil, aynı cümleyi kuran tüm kadınlara ve "Kadınlar, hepiniz aynısınız!" tespitini yapan erkeklere de cevap vermiş olacağım. Bir insanın karşı cinsten beklentisi değildir önemli olan. Önemli nokta, karşı cinse ne beklediğini sadece o an ona karşı olan davranışlarıyla değil tüm benliğiyle gösterebilmesidir. Kadın-erkek ilişkilerinde yapılabilecek en mantıklı genelleme budur. Eğer sen on dokuz erkekle seri bir şekilde yatarsan yirminci erkek de seninle birlikte olmak isteyecektir ve bu tüm erkeklerin aynı olmasından kaynaklanmaz. Eğer sen hep ataerkil kadınlara denk geliyorsan, bu kadınların suçu değildir, kendi davranışlarına bakman gerekir. Bu durumdan kendimize asla toz konduramadığımıza dair bir sonuç çıkartabiliriz. Neymiş? Genellemelerden kaçamıyormuşum.

Kadınlar geldi, kadınlar gitti. Yağmur gibi yağdıkları ya da suyu kesilmiş bir musluktan damladıkları gibi zamanlar oldu. Önemsediklerim oldu, hayatıma bir şekilde etki edenler oldu, o etki edenler kadınım oldu. George Orwell, Geçmiş gitmez, gelecek gelmez. cümlesini yazarken kesinlikle çok farklı şeyler kastediyordu, ilgili kitabın geneline baktığımda bunu çok net görebiliyorum, ama ben bu cümleyi o kitaptan koparıp avuçlarına bırakmak istiyorum. Hayatın için bir düşünsene bu cümleyi? Geçmişin gitti mi, uzaklaştı mı ya da sen uzaklaşmayı, kaçmayı başarabildin mi o geçmişinden? Görmesen de biliyorsun, senin de sırtında bir kocaman bir sepet var. Her geçen gün, o sepet daha da ağırlaşıyor. Yolda yürürken dinlenmek için bir kaç dakikalığına sırtından çıkarsan da yola devam ederken o sepeti alıyorsun ve o sepetin içinde geçmişin var. Benim kadınım dediğim kadınlar, sepetime bir adet taş, bir somun ekmek veyahut bir adet elma atan kadınlar.

Bir tanesi vardı. Benim kadar uzun boyluydu. Tam sarışın değildi, hafif kumrala çalıyordu saçları. Biraz küt bir vücudu vardı ancak müthiş bir kalçası vardı. Ve dudakları, özellikle alt dudağı. Uyurken ya da uyanıkken önemli değildi, en çok dudaklarını ve kıvrımlarını izlemeyi severdim. Cümleler kurmasını çok severdim onun. Zira benim yanımdayken, başka insanlar olsun ya da olmasın, zor cümle kuruyormuş gibi gelirdi bana. Konuşmayı da severdi aslında ama yeşil gözleri üzerimdeyken konuşamıyormuş gibi hissederdim. Yetinemezdim belki de. Ben de çekinmezdim onunla konuşurken, saatlerce anlatabilirdim, belki de anlatıyordum. Her şeyimi çekinmeden, düşünmeden anlatabileceğim bir insan kıvamına geliyordu benim için. Çok fazla zaman geçiremedik birbirimizle. Geçirebilseydik eğer, her şeyimi anlatmak isterdim ona. Daha fazla karşılıklı oturmak, bira içmek, öpüşmek için konuşmaya mola vermek akabinde sigara içerek konuşmaya devam etmek isterdim. Film ve dizi izlemeyi severdi. Ben de onun omzuna yatıp, elimi de göbeğine koyup ona eşlik etmeyi sevmiştim. Göğsüme kafasını koyup, elleri ile göbeğimle oynamayı severdi; ben de onun belini kavramayı, uyurken sıkıca sarılmayı sevmiştim çünkü kendisi sarılarak sıkıntı çekmeden uyuyabildiğim nadir kadınlardan biriydi. Ama en çok onunla beraber uyanmayı sevmiştim. İkimizde leş gibi sigara kokardık, ıhlamur ağacı kokulu temiz hava girerdi odanın camını açınca, perdeleri açınca ikimizde enerjiyle dolardık Ancak bu enerji sadece ikimize yeterdi. Yataktan çıkamazdık ancak çok eğlenirdik, ben çok mutlu olurdum. Tepemden, yüzüne de yakışan bir tebessümle bana bakardı. Belki bir kaç sabah yaşamıştık beraber, ancak değerliydi benim için. Öpücüklerimizi masum olarak sıfatlandırmıştık, amacımız birbirimizi rahatlatmak ve mutlu etmekti. Bana hep temiz bir sayfa gibi gelmişti o kadın. Bizim olan, kimsenin bilmediği masum bir sayfa.

"Ama hayat masum değildi dırırın dırırın" şeklinde eski Türk filmlerindekine benzer bir bağlantı yapmayacağım. Her ne kadar ben çok mutlu olsam ve onun çok mutlu olduğunu hissetsem de, aramızda bundan ileri bir ilişkinin olamayacağını ikimiz de çok iyi biliyorduk. Çok karmaşık bir hukuk vardı aramızda, ve bu "aramızda" olarak tabir ettiğim şey aslında bir kaç kişiden oluşan bir kitleydi. Belki o, bu hukuku kaldırabilirdi ancak benim altında ezileceğimi gayet iyi biliyordu. Ben ona yakınlaştıkça, uzaktan gelen kamyonun farlarının yaklaştıkça gözlerimizi rahatsız ettiği gibi rahatsız ediyordu beni. Rahatsız ediyordu demek doğru olmaz aslında, aydınlanıyordu ya da gün ışığına çıkıyordu demeliyim. Diyordum ya onunla konuşurken çekinmezdim diye. Ancak bu hukukun altında ezileceğimi konuşamadım, söyleyemedim. O da biliyor diye söylemeye ihtiyaç da duymamış olabilirim. Ben de ona gerçekleri söylemek yerine, bir resim gösterdim. O, gösterdiğim resme kanmadı, adım gibi eminim, bildiklerimi ve düşündüklerimi kelimesi kelimesine biliyordu, ama kanmış gibi davranmak zorundaydı. İkimiz kırılsak da, üzülsek de o resmi görmeliydik. Sekiz duble rakı içtiğim bir gecenin sonuydu. İstiklal'de meydana doğru yürüyorduk. O ve yakın bir arkadaşı, ki bahsettiğim hukukun içinde olan ve benim hala çok değer verdiğim bir insan, benden ve o an yanımda olan hatundan on metre ilerideydi. Geriye dönüp baktıklarında, benim yanımdaki hatunu öptüğüm resmi gördüler, ama gerek mesafe gerekse karanlık sebebiyle gözlerimin onu aradığını göremediler. Yine o gün çekilmiş bir fotoğraf var. Fotoğrafta ben varım, gözlerim kadınımda bir şeyler anlatıyorum. Yanımda kadınım var, gözleri üzerimde beni dinliyor. Kadınımın yanında öpüştüğüm o hatun var, o da gülümserken yakalanmış gözleri başka yerde. Kadınımın yakın arkadaşı ise, yine fotoğrafta yer almış, bizimle alakası yok ancak kadınım ile hatunun arasından arka tarafta görünüyor.

Böyle bir şeydi işte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder