Sayfalar

20 Ocak 2013 Pazar

oluruna bırak

Sevgili okuyucu?

Tekrardan buradayım. Evet. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen beş buçuk aydan sonra, burada olmak çok değişik bir duygu. Alışmakta zorlanıyor insan, haliyle. Peşinen belirteyim, askerlik anılarımı anlatmayacağım. Askerlikle ilgili gerçek düşüncelerimi de ay sonuna kadar hala asker sayıldığım için paylaşmayacağım. Hatta hiç paylaşmasam iyi ederim.

Şu an hissettiğim şeyleri hissetmeyi özlemişim: Hızla tüketilen iki kutu Tuborg kırmızı ve eşliğinde bir kaç sigara sonrası alnımın ortasında oluşan ağırlığı ve gözlerimin altındaki terlemeyi. Ve buna güzel seslerin, güzel müziklerin iştirakini. Sadece bunları mı? Daha neleri özlemedim ki! Özlemlerimi de paylaşmayı düşünmüyorum.

Ne anlatmayı düşündüğüme dair hiçbir fikrim yok. Duyumsadığım bu güzel hissiyata kelimelerin de eşlik etmesini istedim. Tabi, cuma sabahı saat dokuzdan sonra kafamda dolanan cicili bicili cümlelerin eşliğini beklerdim, sanırım onlar senden utandılar. Saklanıyorlar şimdi. Hadi ama utanmayın, çıkın dışarı.

Şu an, henüz anlattığım güzel hissiyatın yanında, bir rüyadan yeni uyanmış gibi hissediyorum. Yedi seneden birkaç ay az, bir solukta tüketilmiş bir rüya, sonunda hayatın beni göt ettiği ve tekrar kürkçü dükkanına yolladığı bir rüya.

Yedi seneden birkaç ay az bir süre sonra başladığım/kaçtığım/kaçmaya başladığım/kaçamadığım yerdeyim. Hep idealist bir insan oldum; ideallerim çok büyük değildi, amacı hayat dişlilerinin arasında ezilmemek ve o dişlilerden biri olmamak idi. Peki ne oldu? Gerçeklik ezdi beni, çiğnedi ancak tükürüp bir köşeye fırlatma onurunu göstermedi. Öylece bıraktı. İdeallerim suratına balyoz yemiş gözü fırlamış dişleri parçalanmış lakin sinsice gülümseyen bir çizgi film karakteri gibi gözlerimin içine bakıyor! "Hadi" diyor, "hadisene, aldığın nefesin her zerreciğinden zevk alsana!" diyor. "Yaptıklarının, hissettiklerinin, kadınlarının, geçmişin, şimdinin altında ezilmesene!" diyor, "ya oyuna geri dön, ya da yeni oyuna başla ve onu kabullen!" diyor. Doğru diyor.

Oyuna geri dönemiyorum. Her Bursa'ya dönüşümde olduğu gibi hayat yine güzel sürprizler hazırlamış olarak bekliyormuş beni. Elimi kolumu bağlayan, hareket imkanlarımı kısıtlayan sürprizler. Yetti bu jojova tanecikleri ihtiva eden sürprizler. Bu sürprizleri de anlatmayacağım!

Yeni bir oyuna mı başlayacağım? Bundan üç hafta önce, üzerimde kamuflaj varken içimde inanılmaz bir enerji vardı! Daha önceden tanıdık olan, hayatımın tamamını olmasa bile küçük de olsa önemli bir kısmı üzerinde değişiklik yapabileceğimi zannettiren, ve her seferinde içimde patlayan ve bu patlamaları beni bezdiren bir enerji. O enerji de patladı! Neyi, nasıl değiştireceğimi bilmediğim için, yaşarken kopmayı başardığım ancak şimdi tekrar bağlanmak isteyip de bağlanamadığım geçmişim sebebiyle patladı içimde. Şu an ne istiyorum, inan ben de bilmiyorum.

Ümidime kaynak olan tek kişi ise Şems-i Tebrizi. Ve onun öğütlerinden biri:

Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?

Bazı durumlarda oluruna bırakmak, düşünmekten iyi ve bu durum oluruna bırakmayı gerektiriyor.

Öptüm sevgili okuyucu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder