Sayfalar

12 Şubat 2013 Salı

kürt ibrahim

Kendisi benim berberimdir. Kaç yaşında olduğumu kestiremiyorum ancak yalnız başıma saç tıraşı olmaya başladığımdan beridir kendisine giderim. Önceleri, şu an sahibi olup çalıştığı dükkanın üç metre altındaki dükkanda birisinin yanında çalışırdı. Hatırlarım, Kürt İbrahim işinin başında olduğunda ve diğer berberin müşterisi olmadığında dahi Kürt İbrahim'in önündeki müşteriyi bitirmesini bekler, O'na emanet ederdim kendimi.

Sonraları beraber çalıştığı adam (ki aslında patronuydu) Kürt İbrahim ile beraber onlarca kişiyi dolandırıp sırra kadem bastıktan sonra, "yeter artık" deyip kendi berberhanesini açtı. Bu zamanlar benim lise hayatımın ortalarına tekabül eder. Erkeklerin, özellikle ergen olanlarının kafalarına geometrik, asimetrik ve o zamanlar tiki -bugün apaçi- olarak tabir edilen saç modelleri yeni yerleşmeye başlamıştı. Bir klasik dönem berberi olan Kürt İbrahim, işveren olmanın verdiği güvenle, geleceğe yönelik planlar yapıyor, benimle de paylaşıyordu:

- Biraz borçları kapatayım, yeni modadan anlayan bir çırak tutarım. İşleri de büyütüp, yan tarafı da bu dükkana katarım.

Küçüklüğüyle müşterilerine huzur veren bir dükkanı vardı Kürt İbrahim'in. Yaklaşık on metre kare alana sahip üç berber sandalyesi ve onların tezgahı ile birlikte otuz yedi ekran tüplü televizyon, bekleyenler için koltuk, askılık ve elektrikli çay semaveri ihtiva eden bu dükkan ilk açıldığı zaman değil de, o zaman geçtikçe zamanbezaman artarak hüzünlü görünmeye başladı bana. Hüzün kendini, dükkanın alan ölçüsünün birimi olarak gösterdi; yaklaşık on hüzünlü metre kare oldu yıllar içerisinde.

Kürt İbrahim dükkanı açtıktan bir iki yıl sonra, ben üniversite için şehri terk ettim ancak zorunlu kalmadıkça kendisine ihanet etmedim. Bu O'nu çok sevdiğimden, tıraşının çok iyi olmasında veya -en abesi bu- İstanbul'da berber olmamasından kaynaklanmadı. Sebebi netti, hala da net; Cem Yılmaz'ın son gösterisinde mizah malzemesi yaptığı erkeklerin alışkanlık huyundan. Çok özel bir sebebi yok yani inatla iki üç ay memlekete dönmeyi beklememin tıraş olmak için.

Kutsal addettiğimiz zaman sadece senin için değil hem benim için hem Kürt İbrahim için geçti. Ben çok değiştim; büyüdüm, serpildim, kıllandım hatta saçlarımda lokal açılmalar oldu. Gökyüzünü keşfettim, deniz sevgilim, yıldızlar metresim oldu. Kariyer denilen sistematik köleleştirme yönteminin kölesi olup sisteme girmek üzere olan adaylardan biri oldum. En önemlisi; bilgilendim, vizyonum genişledi, bakış açım dar açıdan geniş açıya ulaştı. Hülasa dünyamın genişlemesi sonucu beklentilerim ve dertlerim de büyüdü. Koca bir mühendis oldum. Kürt İbrahim ise hep aynı kaldı. Bana anlattığı planlarının hiçbirisini gerçekleştiremedi. Kendi deyimiyle, olduğu yerde saydı, üç çocuğunu okutmak için çabalıyor hala.

Eskiden yürüyerek dükkanın önünden geçtiğimde selam verip iki kelam ederdim Kürt İbrahim'le. Artık hep arabayla geçtiğim için konuşamıyoruz ve ismini yaklaşık on hüzünlü metre kare koyduğum bir resim görüyorum her seferinde. Daha önce defalarca yaptığı gibi ortadaki müşteri koltuğunda oturuyor ve otuz yedi ekran tüplüsüne bakıyor. Hava kararmışsa eğer, resmin içindeki hüzün ögesi daha da keskin hissediliyor. Mutlu mu? Hayatından memnun mu? bilmiyorum. Asla da sormayacağım. Ama nedense o küçük dünyası içinde hüzünlü de olsa mutluymuş gibi geliyor, yahut ben öyle görmek istiyorum, nedense dünyası da küçük geliyor bana, bilmiyorum.

Ben küçükken bizim de dükkanımız vardı ve bazı sabahlar ben de babamla giderdim oraya. Sabahları gün ışımadan uyanırdık, aynaya baktığımda gözlerimden akan uykuyu görürdüm. Apartmandan çıktığımızda hemen ayılırdım zira yaz ya da kış fark etmez titretecek kadar soğuk olur mahallemiz. Eski model arabamıza biner, Radyo Uludağ'dan yayılan eski model alaturka şarkılar eşliğinde Uludağ'ın eteğindeki bir sabahçı kahvesine gider, günün ilk çaylarını içer içimizi ısıtırdık. Arabanın kaloriferi yetmezdi arabanın içini ısıtmaya. O kahveden şu an adını -Erol'du belki- ve ne iş yaptığını hatırlayamadığım abiyi alır dükkana giderdik. Yıllar sonra işleri büyüttükten ve iflas ettikten sonra (üniversiteye girmeden bir sene önce) annem "arabamızı" bile kaybettik diye sitem ederken hep o yetmiş dokuz model çelik tamponlu kırmızı Murat yüz otuz birimiz geliyor aklıma, oysa çok araba değiştirmiştik onun üzerine.

İflasımızın üzerinden de yıllar geçti, o yılları ortasından deniz geçen şehirde geçirip geri döndüm memlekete. Bugün, yine, iç sıkıntısıyla çıktım evden, meşhur berber ve büyük ressam Kürt İbrahim'in yoğun hüznün içine mutluluk tanecikleri serpiştirdiği dünyaca ünlü "On Hüzünlü Metre Kare" tablosunu gördüm. Son birkaç senedir içi sıkılan, sürekli üzülen ve daha da kötüsü neye içinin sıkılıp neye üzüldüğünü bilemeyen benin aklına bunlar geldi. Dünya büyüdükçe hüznünün derinliğinin arttığını hissetti. Bilinmezler n. defa, yine çözülemedi. Ve kendisiyle birlikte hayatı da küçükken ne kadar da mutlu olduğunu söyledi kendine.

Kürt İbrahim, esin eklikliği hissettiği için ilk ve tek tablosundan sonra resim yapmaya ara verdi, ancak aynı dükkanda saç artı sakal tıraşını yedi buçuk liraya yapmaya devam ediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder