Sayfalar

26 Mart 2013 Salı

içimizdeki şeytan

Merhabalar sevgili okuyucu,

Askerde okuduğum kitaplar serisinden altı numara ile karşındayım.

Askerlik sana ne kazandırdı diye sorulduğu zaman bana, üç şey söylüyorum. Bunlardan biri temel özgürlük kavramının değeri. Şöyle ki akşam yemeğini seçebilmek, yürürken istediğin anda durup istediğin anda istediğin yöne dönebilmek ve en önemlisi fikirlerini karşındaki insanın rütbesine (ki rütbe sadece komutanlarda karşımıza çıkmaz; aile bireyleri, iş verenler gibi sorumlu olduğumuz kişiler de rütbelidir) bakmaksızın açıkça söyleyebilmek gibi. İkincisi ise yıllar önce okuyup sonra devamını getirmediğim klasiklerin tekrar ilgimi kazandırması. Üçüncü olarak da Sabahattin Ali.

Askerdeyken ilk olarak Kürk Mantolu Madonna'yı okumuştum. Bunun hakkında haddim olmayarak birkaç kelime etme cesaretini görmüştüm kendimde. Ve demiştim ki; Kürk Mantolu Madonna'yı okumayın, Sabahattin Ali okuyun. Cevaplaması imkansız sorular sorar bizlere. Bu soruların bazılarının cidden cevabı yoktur, bazılarının cevabını ise aklımıza getirmeye korkarız. Karakterleri bir ayna vazifesi görür; olduğumuz ile olmak isteyip olamadığımız iki farklı biz arasındaki derin uçurumu yansıtır. Benim için en önemlisi ise samimiyeti Sabahattin Ali'nin. Çoğu kitapta bir Sabahattin Ali kitabı kadar sayfa okursunuz ve hala kitabın içine girememişsinizdir, karakterleri yolda sadece selam verip geçtiğiniz kişiler olabilmiştir. Ancak Kürk Mantolu Madonna'nın kapağını açtığınızda hemencecik anlatıcı ile samimi olup Rauf Efendi'nin hikayesini merak etmeye başlamışsınızdır. İçimizdeki Şeytan'ın kapağını açtığınızda Nihat ile Ömer'in muhabbetine hemencecik ortak olmak istersiniz, Ömer'in Macide'ye duyduğu yıldırım aşkının sıcaklığı yüreğinizi ısıtır, onların tasaları sizi de tasalandırır.

Kitaba gelirsek, konservatuvar öğrencisi Macide'ye vapurda ilk gördüğü anda aşık olur felsefe öğrencisi Ömer. Macide, Ömer'in bir uzaktan akrabasının yanında kalmaktadır ve bu sayede tanışırlar. Evde yaşadıkları kavga sonucu hissettiklerine daha fazla dayanamayan Macide evi terk eder ve Ömer'in bekar evine yerleşerek evlenirler. Bu başlangıç, aslında ikisi için de sonun başlangıcı olur.

Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf'la birlikte sadece üç kitabını okudum ancak gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki İçimizdeki Şeytan asla ve asla Kürk Mantolu Madonna'nın arkasında kalacak bir kitap değil. Belki bir adım daha önde. Siz de okuyun, kararınızı verin.

Kitabın içine birazcık girebilmeniz için, kitapta beni etkileyen yerleri alıntılamak istiyorum.

İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi ifade ettiğim bu nevi söz ve fiillerin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçma itiyadı var. - Ömer (kitabın arka kapağındaki alıntı)

Hiçbir şey istemiyorum. Hiçbir şey bana cazip görünmüyor. Günden güne miskinleştiğimi hissediyorum ve bundan memnunum. Belki bir müddet sonra can sıkıntısı bile hissedemeyecek kadar büyük bir gevşekliğe düşerim. - Ömer

En akıllımızın kafası bile bizden evvelkilerin depo ettiği bir sürü bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan öteye geçemez. Yaratmak istediğimiz şey de bu mevcut malların şeklini değiştirerek piyasa sürmekten ibaret. Bu gülünç iş bir insanı nasıl tatmin eder bilmiyorum. - Ömer

Kitaplarda okuduğun depresyon kelimesine bir cankurtaran gibi sarılırsın. Çünkü nedense hepimizde maddi olsun, manevi olsun bütün dertlerimize bir isim takma merakı vardır. - Nihat

Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görünmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?

Hayatta hiçbir şey uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır. - Nihat

Riyakarlık tesellide son haddini bulur. Bu anda çehrelerin aldığı yalancı teessür ifadesi, o biraz yukarı kalkıp birbirine yaklaşan kaşlar, o hafif hafif ve anlayışlı tavırla sallanan baş ve o derinden çıkarılmaya çalışılan matemli ses insanı deli eder. - Ömer

Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hulyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız. - Hafız Hüsamettin Efendi

Yaşamak ve yer yüzünde üç adımlık bir yer işgal etmekle mühim bir iş yaptıklarını zannederlerdi. - Hafız Hüsamettin Efendi

Ölümü! Bu korkunç şeyi beklemek için bile daha güzel bir yer intihap etmek elimizde değil!.. - Ömer

Niçin bana kendimi unutturan uyku sürüp gitmedi?

Ben ikide birde böyle oluyorum, bazan bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar çok seviyorum, bazan da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil... Nefret etmeyi düşünmedim bile... Sadece yalnızlık ihtiyacı... - Ömer

Görülüyor ki hamakat (cehalet) sade ahmaklara değil, akıllı olduklarını sananlara da hükmediyor. - Ömer

Halbuki ben ona, canımı falan vermeyi bırakalım, doğru dürüst bir sabah kahvaltısı bile temin edemeyeceğim... - Ömer

Tam yaşamaya başladığım bu andan itibaren beni ölü saysınlar. - Macide

Dünyada insanlar kendilerinden başkalarının işleriyle alakadar olurlar mı? Belki dedikodu için ara sıra... - Ömer

İstanbul'dan ayrılmak istemiyoruz, fakat senede kaç defa kütüphaneye gideriz? Üç beş cadde ile bir o kadar kahveden başka ne biliriz? ... Bizi buraya asıl bağlayan alışkanlıktır... Biz burada maksatsız yaşamayı ve boş beyinle dolaşmayı tatlı bir meşgale haline getirmek yolunu keşfetmişiz... ... Bu şehrin ve buradaki muhitlerin dayanılmaz cazibesi işte bundan ibaret!.. - Ömer

Bir insan diğer bir insana kötülükten başka ne yapabilir ki? Kimi kandırıyoruz? - Ömer

En korkunç yalan da budur: Kendimize karşı bile kullanacak kadar pençesine düştüğümüz bu derin ve gizli yalan... - Bedri

Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır. - Bedri

Yalnızlık hissi asabına tatlı bir rahatlık veriyor ve kafası, uzun zaman koşup yorulduktan sonra güneşin altına ve sarı otlara yatan bir çocuk vücudu gibi ince sızılara karışık bir uyuşukluğa gömülüyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder