Sayfalar

16 Mayıs 2013 Perşembe

uyku

Ah şu kafamda oluşan monologların cicili bicili cümlelerini aynen aktarabilsem hem dilimle hem ellerimle. Beceremiyorum. O an, söz konusu cümleler dünyadan koparıyor beni. İş onları bir yere aktarma çabalarına varınca aralarına aslan girmiş antilop sürüsü gibi kaçıyorlar. Kaçsalar gene iyi ortalığı darmaduman ediyorlar. Bir şekilde beni tatmin edemiyor olsa da kolundan bacağından yakaladığım kısmını aktarmayı beceriyorum. İşin daha zor kısmı ise kafamın içinde sürekli bir döngü halinde çaldığını hissettiğim monologlara/cümlelere kendileri gibi cicili bicili giriş cümleleri kurmak. Yok işte, baştan kaybediyorum zaten ve her zaman. İlk intiba önemlidir. Ben ise saçmalayıp duruyorum, hayat kaçıyor gibi hissediyorum, girişe ihtiyaç hissetmiyorum. Sonuca varmak istiyorum hemen. Giriş ve gelişmedeki merak, heyecan unsurlarına dayanamıyorum.

Ben çok uyurum. Çok da zor uyanırım. Beni tanıyanlar uyumadığımı söyler, adeta öldüğümün altını çizer. Uyurken ölmeye çalıştığımı, uyurken dünyanın en mutlu insanı olduğumu veyahut uyurken aldığım hazzı hiçbir şeyde bulamadığımı bilmezler. Uyku bana hep çözüm gibi görünmüştü, gösterilmişti. Az önceki cümlede kullanılan yüklemin etken ya da edilgen olmasının pek de önemi yok konu çerçevesinde. Zaten bir şeyin görünmesi için gösterilmesi gerekir, gösterilen bir şey de görünmüştür. Ah bu ayrıntılardaki hassasiyetim. Çok detaycı bir insan değilimdir. Anlaşılırken, kafamdaki cümlelerin benim anladığım şekilde anlaşılmasını istiyorum. En büyük derdim bu.

Tamam, tamam. Uyku bana hep çözüm gibi görünmüştü. Küçüktüm. Problemler vardı hep. Problemler olurdu hep. Azalacağını ümit ederdik, azalmazdı. Tamamen çözülmeyeceğini bilirdik. Onu hep sakinleştirmeye çalışırlardı. Biraz uyursa sakinleşeceğine inanırdık, inandırılmıştık. Hep uyutmaya çalışmıştık, kafası sakinleşsin, hararetini atsın istemiştik. Cehennem olup üstümüze çöken günler geçerdi. Yine geleceğini bilirdik. Ben de uyumadan önce hayaller kurmaya çalışırdım. Don Kişot olup yel değirmenlerine ölüm kusardım, pusu atmazdım, sürekli intikal halinde olurdum. Sabah uyandığımda görece daha mutlu olurdum.

Bir süre sonra akşam olmasını istememeye başladım. Bir yandan da istiyordum. Aktaramıyorum buraları. Ah o antiloplar. Annem beynimin içini görse "Ah olum bu ne dağınıklık, her şey her yerde" der.

Bir süre sonra uyku öncesi hayal kurma oyunlarım bana cehennem gibi çökmeye başladı. Yatağımın uçabildiğini hayal ederdim. Odamdan çıkardım, ben yatağımın üzerinde, yatağım uçan halı misali bir görüntü sergilerdik bizi izleyenlere. Bilmediğim mahallelerin üzerinden geçerdik, insanları binaları arabaları kalabalığı yukarıdan izlerdim. Sonraları kontrolden çıkmaya başlamıştı uçanhalıyatağım. Uyumuyordum biliyordum, ancak kontrolü elime alamıyordum, uyanmaya çalışsam dahi uyanamıyordum. Korkuyordum, düşmemeye çalışıyordum, bazen düşüyordum ama düşmek bitmek bilmiyordu. Zar zor uyanıyordum, sonrasında zar zor dalıyordum. O zamanlar araba kullanabilmek en büyük hayalimdi. Bildiğim en uzak yer de köyümüzdü, her virajını dahi ezbere bildiğim bir rota üzerindeydi köyümüz. Ben geçerdim direksiyon başına. Her bir ayrıntıyı düşünerek köye ulaşırdım. Sonra dönemezdim oradan. Kaybolurdum. Doğru yolu bilmeme rağmen, o yollara bir türlü sapamazdım. Araba sanki bilerek girmezdi o yollara. Uyanıp babama hangi yoldan döneceğimizi sormak isterdim. Dedim ya, uyanamazdım. Zaten uyumuyorum ki derdim. Kaybolurdum, düşerdim, kimse olmazdı.

İşte uykuyla ilgili tek sıkıntımın sebebi budur doktor bey. Bu uyumayı sevmemi engellemedi. Çünkü problemler hep geçti gibi hissettim. Uyuduğumda bir şey hissetmiyordum ya, geriye kalan gündüzlerin gecelerin tek anlamı kaçılacak düşmanlar olmasıydı. Bu sebep uykuya dalmamı zorlaştırdı sadece. Asla kafası yastığa değmeden, havada uyuyan insanlardan olmadım. Her gece savaştım. Kendimi rahatlatıcı cümleler söyledim, kendimi kandırdığım hayaller kurdum. Sürekli ve sürekli detaylarla uğraştım hayallerimde. Cümleler söyledim, kusursuz olmaları için devamlı ve devamlı kurdum o cümleleri. Bir şekilde uyuyakaldım hep.

Zaman geçti. Ben büyüdüm, küçük kalmadım, yerimde saymadım, oysa ne kadar da çok isterdim yerimde saymayı. Çok uyudum, hem de çok. Yedi uyurların toplamından bile çok uyudum. Bir ara kabuslar gördüm. Bir seferinde yirmi bir gün üst üste kabus gördüm. Çok farklı temalarda kabuslardı. Çocukluktan bu yana kurduğum hayallerin benimle hesaplaşmasını yaşattılar bana. Bir seferinde bir ay içerisinde yaklaşık beş altı kere kıyamet temalı kabuslar gördüm. Bir tanesi o kadar kötüydü ki, o gece kalan uykumu ev arkadaşımın yatağında tamamlamıştım. Ama bunlar beni uyumaktan hiç vazgeçirmedi. Bazı insanlar kaçmak için şehirler değiştirirler, insanları silerler, öfke kusarlar; ben uyurum.

Tamam pes ediyorum. Kafamdaki cicili bicili cümleleri aktarmayı yine beceremedim. Hayatımın şu anında, on altı mayıs iki bin on üç günü saatler sıfır iki kırkı gösterirken, geçmişimi de hesaba katıp basitçe söylüyorum: uyurken hiç olmadığım kadar mutlu ve huzurlu oluyorum, eğer hayatımın kötü bir dönemindeysem daha çok uyuyorum, eğer sıkıntılı bir gün/saat/olaylar yaşıyorsam "akşam olsa da hemen uyusak" diyorum çok da isteyerek. Bu sıralar ölüyorum uyku öncesi hayallerimde. Ölümümle hayata karşı bir duruş sergiliyorum. Şu lanet hayatta sevdiğim birkaç şeye sayfalarca güzel cümleler bırakıyorum. Her gece o cümleleri defalarca kuruyorum, tekrar ve tekrar. Radyo programları yapılıyor arkamdan. Beni düşünen bir iki kişinin samimi söylemleri konuk oluyor programa. Sevdiğim şeylerin temsilcileri programlara bağlanıp kafamın içindeki karışıklıktan, o sevdiğim şeyin kafamı nasıl rahatlattığından, özümde ne kadar iyi bir insan olduğumdan bahsediyorlar. Ailemi görüyorum göz ucuyla. Tehlikeli oyunlar oynuyorum işte kendimce. Sayın albayım, tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan, bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor.

Sonra mutlu uyanıyorum. Günün ilk sigarası ile, uykuya duyduğum hasreti tellendiriyorum.

Kafamda aynı cümleler dönüp durmaya başlıyor. Aslanlar antilop sürülerine dalmaya başlıyor. Afrika ormanlarında artık eskisi kadar görülemeyen oyun, beynimin içinde her gün tekrarlanıyor. Annem gelip kafamın içindeki dağınıklığa hayıflanıyor.

Akşam oluyor. Anlatamıyorum. Kılıma zarar gelmeden tehlikeli oyunlar oynuyorum.

Bir yerlerde geceleri gündüzden daha çok sevdiğimi de anlatacaktım. Beceremedim. Denemekle baştan kaybettim.