Sayfalar

13 Temmuz 2013 Cumartesi

yalandan da olsa IV

Öncülleri için:
Yalandan da olsa I
Yalandan da olsa II
Yalandan da olsa III


Değişimler hayatın dinamikleridir, hayatı dinamik kılan dönemeçlerdir.

Sadece ademoğlunun değil eşyanın da doğal özelliğidir atalet. Bir konfor sahası oluşturup orada tembellik etmek en büyük hobisidir. Statik durum sadece insan için değil bilim içinde kolaydır. İnsanın en büyük düşmanı içindeki bu atalet kuvvetleridir. Çoğu zaman teslim olur hangi kuvvete teslim olduğunun farkına varmadan. Bazen bir kaç akşam yemeğini aynı yerden yemekle gösterir. Bazen tercih edilen mekanlarda vücut bulur. Bazen de hayatın tamamen kendisinde. Belki bir kaç metrekareye, bir kaç insana alışmıştır sözü geçen insan. Rahatsız olsa dahi çıkamaz o çemberin içinden. Asıl cevap bulunması gereken soru; söz konusu insan çemberin içinden çıkamamakta mıdır yoksa çıkmak mı istememektedir?

Bu noktada değişimler girer insanların hayatlarına. Bir değişimin üç aşaması vardır. İlki virajı görmektir, devamını sezmeye çalışmaktır. Bu aşamada insan kararını vermelidir; statik durumundan çıkacak mıdır yoksa virajı almayacak mıdır? İkincisi ise virajı yaşamaktır. Viraj uzun ya da kısa olabilir, keskin ya da yumuşak olabilir, düz ya da dönüş yönüne göre içe doğru eğimli olabilir. Bu aşamada insanoğlunun en büyük mücadelesi atalet kuvveti iledir. Zira eşya hareket kazandıkça, eylemsizlik onu durdurmak için daha da kuvvetlenecektir. Ve insanoğlunun en temkinli olduğu aşama budur, çünkü eşya viraj içerisinde dönerken her an yoldan çıkabilir. Temkini oluşturan ise fiziksel olarak var olmayan merkezkaç kuvvetidir. İnsanın beşeri özelliklerinden biri olan yoldan çıkmasına karşı koymaya çalışır. Son aşama ise virajdan çıkış ve ilerlemedir. Bu en rahat aşamadır, çünkü değişim gerçekleşmiş, yeni alışkanlıklar kazanılmaya, yen konfor sahaları kurulmaya başlamıştır. Bütün karşı koyulan, ilişki kurulan kuvvetler tatlı birer anı olmuştur.

İnsanlar değişimlere farklı tepkiler gösterirler. Değişimler sırasında en mutlu insanlar, gözleri kapalı viraja giren insanlardır muhakkak. Çok fazla kuvvet hesabına girmezler, çok fazla sezmeye çalışmazlar. Sadece viraja girerler. En mutsuz insanlar ise hesapçı insanlardır. Hesap kitap arasında boğulurlar, sonsuz olasılıklar içinden en olurları ayıklamaya çalışırlar. Viraj kısa ve yumuşak olsa bile, o kadar küçük düzeyde ele alırlar ki birim zamanda alacakları yolu, yol bitmeyecekmiş gibi gelir. Viraj sırası ve çıkışında ise hissiyat durumları değişir, ama nasıl değişir bilinmez. Bu, hayatın ademoğluna sakladığı en sinsi sürprizdir.

Prensesin koyduğu çift buzlu rakılar bitince, yaşlı ejderha ayaklarını sürüye sürüye cücenin yanına gitmiş. Gittikçe büyüyen bir kan havuzunun ortasında, suratı olmadan yatıyormuş cüce. Binbir zorlukla eğilmiş, cücenin ayaklarından tutmuş, onu kapıya doğru sürüklemeye başlamış, cücenin ölüsünün geçtiği yerlerde kan, beyin ve kemikten izler kalıyormuş. Bir yandan da söyleniyormuş:

- Kan lekesi de çıkmaz ki. Hele bu taşlar çok leke tutuyor.

Prenses sabit yüz ifadesinden, cücenin şatoya ulaştığından beri ilk kez kurtulmuş. Şaşkın şaşkın hayatını birlikte geçirdiği ejderhaya bakmış. Küçükken annesi ejderhaların hiç yaşlanmadığı efsaneler anlatırmış kızına. Bir bitkinlik hissetmiş içinde, bir kaybetmişlik, bir kaybolmuşluk:

- Aklına ilk gelen bu mu? Bu manzara karşısında? Temizlik mi?

Ejderha yaşlı belini zor doğrultmuş yukarı:

- Değil, bir de köye mektup yazmak lazım. Cüceyi almaya gelene kadar da onu muhafaza etmek lazım.

Prenses öfkeyle manzaraya doğru dönüp bir duble daha rakı koymuş kendine. Ejderhanın söylenmelerini kulak ardı etmiş. Bir kapı tıkırtısı duymuş, sonra bir daha. Yalnız kaldığını, yalnız bırakıldığını anlamış. Yıllar öncesi gelmiş aklına. Cüce, gitme diye ayaklarına kapanıyormuş. Gitme diyormuş cüce, burada kal diyormuş, gidersen yalnız kalırsın diyormuş. Ama prenses koymuş bir kere kafasına ejderhaya kaçmayı, çünkü hep ejderha masallarıyla büyümüş. Elinde valizi odasından çıkarken önce bir tıkırtı çıkarmış kapıyı açarken, sonrasında sert bir tıkırtı; aynı bugün duyduğu gibiymiş. Cüceye yaptığını o an anlamış, ejderha onu yalnız bıraktığında.

Bugüne kadar, uzakta dahi olsa hep cüce varmış. Cüceden ayda bir gelen mektuplar varmış; şatoyu, köyü, annesini, tanıdık bir şeyleri anlatan mektuplar yazıyormuş cüce ona. Hiçbirine cevap vermese de cüce yazmaktan vazgeçmemiş, prenses de her ay aynı heyecanla mektup gelme gününü beklemekten. Rakısı bittikten sonra ayağa kalkmış. Cücenin intihar kararından daha ani alınan bir karar ile ana evine dönmeye karar vermiş. Odasına doğru cüceden arta kalanlara basmamaya çalışarak yürürken içinde cücenin intiharı ile birlikte oluşan huzur ve yıllar önce kaldırdığı valizini nereye koyduğu sorusu varmış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder